12 Temmuz 2011 Salı

Google


Sevgili okurlar,

Önceki yazımda bahsettiğim üzre google hakkında bir kaç yeni not daha ekleyelim...

Google en değerli şirket sıralamasında 2. likle yerini değerini korumakta olsa da Facebook'un marka değerini en hızlı arttıran firma olmasının önüne geçemedi. Bu hızlı yükselişle depar atarak gelen Facebook'un önüne geçebilmek içinde anlaşılan Google ve çalışanları kolları sıvamaya karar verdiler. Benim aslında çok acele edilmiş bulduğum ama beğendim yeni sosyal ağ oluşumu olan Google Plus sınırlı kullanıcı koşullarıyla henüz yeni kullanılmaya başlandı. Google Plus Gözlemlediğim kadarıyla "Circles" yani oluşturulan farklı başlıklardaki çevre tanımlama şekliyle tahmin edilende daha hızlı çevre genişlemesi sağlamakta kullanıcıya. Yani tanımadığınız insanlara ulaşmak yada eklemek için şuan için onay gerekmiyor, ben bunun ileride yaygınlaştıkça problemler doğurabilceğini öngörsem de, şuan için hiç sorun oluşturmadığı da bir gerçek.

Google bu network sayesinde diğer tüm Blogger, Flicr, Twitter vs. gibi sosyal kullanıma açık ağları ve kendi Araçlarını da aktive etti ve kullanımını daha da arttırmayı planlıyor. Google Plus'ın deneme ve tamamlanma süreci için hala bir miktar zaman gerekli olduğunu düşünüyorum. Google Plus'ın applicationları henüz telefonlara ulaşmış değil ama sanırım yine iphone ardından android ve BlackBerry uygulamaları bu sırayı takip edecektir...

Son zamanlarda hergün bir yenilikle karşımıza çıkan google da aramıza internet üzerinden ulaşıma açık bir media player özelliği sunmakta, Music Beta by Google. " music.google.com " adresinden ulaşabileceğiniz program için öncelikle davetiye talebi yapılması gerekmekte. Davetiyeye ulaşmak şuan için sadece Amerika IP'li kullanıcılara açık olsada Browser ayarları üzerinde yapacağınız ufak bir değişiklik ya da VPN ayarlarını değiştirip davetiyeye ulaşmanız aslında çok da zor değil. Bu arada belirteyim davetiye de yaklaşık 10 gün kadar bir bekleme sürecinin ardından ulaşabiliyor kullanıcılara. Program olağanüstü yada sıradışı olmasa da kolaylıkla müzik deponuza internetten herhangibir bilgisayar ya da telefon üzerinden ulaşmanızı sağlayarak hayatımıza bir kolaylık daha getirmekte ...

Keşiflere devam edeceğim ...

:))

7 Temmuz 2011 Perşembe


Sevgili dostlar..

Yazım, sağda da gördüğünüz fotoğraftan anlayacağınız üzere Google Plus ile ilgili olacak. Google plus henüz telefonlarda application olarak indirebileceğiniz bir uygulama değil. Plus.google.com üzerinden yönlendirmelerle tüm Google araçlarını kolaylıkla birlikte kullanıp yayın yapılabilecek bir sosyal medya ürünü olarak karşımızda....

Hepimizde olduğu gibi bende Google plus'ta bir yeni doğan dönemi yaşamaktayım :)
(plus.google.com/115439728702359079834/posts
bu da benim linkimi eklemek isteyenler için.. )


Nitekim Gplus'ın kendisi de öyle .. "newborn" tabiki sorulacak bir sürü soru ve keşfedilecek pek çok şey var aslında .. zaten işin güzel yani da bu.. durum şu ki davet göndermek kavramı tam bir soru işareti şuan kafamda şahsen kendimin bile nasıl dahil olduğu konuşunda şüphelerim var...

başvuru yapmıştım google'a ondan mı,
başkası beni çevresine eklediği için mi?
geçen hafta doldurduğumu sandığım davetiye sayesinde mi ?


Nasıl? Neden? çözemedim.. bazıları birgün önce içeriden özel postlar yaptıktan sonra arkadaşlarının davetiyesiz login olabildiğini söylüyor ... ki benimki de böyle oldu sanırım ... ancak bu uygulamalar an ve an değişmekte şuan bu yapılamıyor .. beni de heralde yazık bu çok uğraşmış sevabına kabul edelim şeklinde bir zihniyet benimsemiş olmalı Google..

Google Plus'ın deneme döneminde olduğu aşikar ve elbette Facebook'a rakip olmak hatta şirket değerini rakamsal anlamda geçmeyi hedeflemek için kurulduğunu da tahmin edebiliyorum ancak daha iyi geliştirilmiş bir başlangıç yapmasını dilerdim .. sonuçta bahsettiğimiz kuruluş varlığıyla bir neslin ve yeni nesillerin yaşam tarzını değiştirdiği "Google".

Ayrıca sandığım kadarıyla kuruluş amacı pazarlama ve satış potansiyelini arttırarak reklam ve satışlarıyla facebook ile kapışmak ve tabiki yeni bir oluşumla değişim ve alternatif pompalamak genç insanlara... Ancak tamamlanmadığı için henüz bir reklam girdisine de rastlamıyorum sayfamda. Sanırım bunu söylediğime yakında pişman ederler beni (her yer reklam olursa diye söylüorum.) ....

Bunların yanısıra tanımadığımız insanlarına daha kolay kulak kabartıp konuları daha çok tartışabilecek olduğumuz bir ortam havasında Gplus ..

Öyle ya da böyle yenilik güzeldir.

I love Google... :)

PS: Konu ile ilgili güncellemelerim devam edecektir. Sevgiler...

6 Ocak 2010 Çarşamba

bir mühendisin zihin karmaşası ...

Merhaba yeni gün hoşgeldin hayatıma .. Belki yine asla geri dönüp hatırlamayacağım bir zaman dilimi olacak hayatımda önemsiz, değersiz.. Günün bana kattıkları olmasa da benim güne kazandırdıklarım bugünü yine hatırlanır kılacak belkide.. belkide bu satırlar bugünü geri dönülebilir kılacak ... kim bilir..

Artık ciddi değişiklikler yapmalı dünyada. Ama nerden başlamalı? Ne yapmalı?
Önce gerçekleşebilir hayaller kurmalı.. sonra ancak hayal edilebilir olanları katmalı ona.. "kader" sabitine yeni değişkenler ekleyip bir güzel karıştırmalı, sonra pembeleşinceye kadar tavada karıştırdıktan sonra suyunu eklemeli.. İyice olgunlaşan hayatımızı, sevdiklerimizle paylaşıp tadını tuzunu katmalı. Dünyaya duyurup herkesi mutlu etmeyi denemeli ...

Yayılan mutluluk enerjisini Carnot çevrimine göre, Linde prosesinde hareket enerjisine çevirdikten sonra duyguların yetersiz kaldığı, mantığın ulaşmadığı kuralları kırmalı. Birinin özgürlüğü sonsuza giderken, bir diğerinin sıfıra varabileceği ihmali yapılmadan çözülmeli tüm denklemler. Ve hareket enerjisi elde etmek için herkesin daha mutlu olması gerektiği bir dünya ütopyası yaratmalı. Mecburen mutluluk, nasıl olurdu acaba ...?

Yeri geldikçe dilimizi burkan ya da yakan tatlarıyla sevmeli hayatı. Kim bilir tuzlu diye bir tat olmasaydı, tatlı bize bu kadar cazip ve lezzetli gelir miydi acaba?

Hayat, iyi kötü, acı tatlı tüm tatlarıyla anlamlı galiba. Yoksa bu denklemin sabiti hep keder de, biz mi mutluluğu değişken kılıyoruz?

Tanımak istediğim onlarca zihin, yapmak istediğim yüzlerce şey, gitmek istediğim binlerce yer, kafamda takılı milyonlarca anlamsız soru ve ben hala gerçek olan tek bir sorunun esiriyim ; Neden işsizim?

Yok yok benim tat almayayım hayattan diye dilimi kesen bir memleketim var galiba ... halbuki ben acıya razıyım ...

free counters

5 Aralık 2009 Cumartesi

a moment in istanbul ...

Sis bulutlarının arasından görünen hüzünlü ama tüm muzırlığıyla soluk kesen İstanbul'dan insana yaşadığını hissettirecek bir kare. Ve hayatta her şey bu kadar somurturken bana; insanı, kendine eşlik etmediği için hüzünlendiren bir kare :) Martı bana gülümsedi. Beni başka bir hayattan tanıyor da söyleyecek birşeyleri varmış gibi içinde :) Kim bilir belki yanlızlığımın bir oyunudur bu bana ...

6 Kasım 2009 Cuma

Güzel bir gün ...

Uyandım... Gün ışığının gözlerimi acıtacağından korkumdan kirpiklerimi araladım. Geriye doğru uzanırken kollarım; anlamsızca açılan ağzımla garip sesler çıkarmanın verdiği mutluluk sonucu derin bir nefes aldım. Doğrulup, salınıp duran boynumu pencereye diktim güneş yüzüme vurdu. Gülümsedim. Perdeyi araladım ... Dışarıda yapraklarından ayrılan hüzün dolu ağaçların ardından süzülen güneş, uzanan yol ve saçları uçuşan insanlar vardı. İşte dedim üşümem normal bu sene kış erken gelecek... Benim mevsimim sonbahar, bana yakında veda edecek.

İçeriden annemin sesiyle, kahve kokusunu kovaladım. Ayaklarımı kaldırmaya üşengeçliğim terliklerimi sürüklememe sebep olsa da bugün her şey güzel olacak diye cümleler geçirdim içimden inanarak... Günaydın!

Yeni aldığım şemsiyemi tüm güzelliğiyle, çiselemeye başlayan bulutlara kalkan yaptıktan sonra yarı ıslak sokaklarda yürüdüm. Rüzgâr eserken yağmur damlacıklarını tenime sürükledi. Gülümsedim. Kafamı kaldırıp daha çok ıslanmak istedim. Saçlarımı da yeni yapmıştım halbuki... Olsun gene yaparım dedim. Hem zaten kendim için yapmamış mıydım onuda … Esen rüzgara eşlik etti saçlarım. Veda eder gibiydi sonbahar bana. Dallarda olgunlaşan ayvalar, yere düşen narlar kanıtlarıydılar birer birer. Elveda güz derken, keşke elveda hüzün de diyebilsem dedim kendime, yine beni tüm kederiyle bırakıp terk ediyor sevgilim.

Sıcacık bir çay kapıp sığındığım çay bahçesinde, yeni yakılmış bir soba bulup ellerimin ayasını yaklaştırdıkça içime yayılan neşe çok anlamsız gelse de bir kez daha Gülümsedim.

Biraz sonra kapıdan gelen dostuma kocaman sarıldım. Anlaşılan anlatacakları vardı. Dinledim, bende anlattım tanıdık bir ses insana gerçekten iyi geliyordu. Bunu daha sık yapmalıyız dedim. Çantamdan fotoğraf makinemi çıkarıp sokaklardan kareler topladım. Artık elimde silahım vardı soğuk beni korkutamazdı, tüm cüretiyle sonbaharı fotoğraflara topladım. Yoldaki seyyar satıcılardan kendime bir şal beğendim boynuma doladım. Keşke dedim dostumda yanımda olsaydı şimdi ya da özlemlediğim kişi… Aceleyle çıkarken, sevdiğim şemsiyeyi unuttuğumu fark ettim. Tüh! Dedim. Aman şemsiyeye mi üzüldüm dedim kendime. Gülümsedim.

… … …

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Korku

Korku, soyutlaştıkça çoğalır. İnsan neden korktuğunu bilmediği sürece bunun onu daha başka korkuları sürükleyeceğinden korkar. Korkusuzluğu kırılan insan hep karanlığa birer adım yaklaşır. O karanlık bazen başka bir güç yada ışık aydınlatmadıkça karamsarlığın bulutlarıyla kaplanır. Bulutlar güneşle arasına girdikçe hayatta adımlar zorlaşır. Ama korkmuyorum diye sarıldıkça hayata, hayat yeni korkular üretir. Ama sevgi tüm korkuları uzaklaştırmaya yeter tek başına. Yeterki hayattan seveceğimiz birileri yanımızda olsun yada hayat bize bir şeyleri sevdirsin.