Sevgili okurlar,
Chica de la Luna
12 Temmuz 2011 Salı
Sevgili okurlar,
7 Temmuz 2011 Perşembe
Sevgili dostlar..
Yazım, sağda da gördüğünüz fotoğraftan anlayacağınız üzere Google Plus ile ilgili olacak. Google plus henüz telefonlarda application olarak indirebileceğiniz bir uygulama değil. Plus.google.com üzerinden yönlendirmelerle tüm Google araçlarını kolaylıkla birlikte kullanıp yayın yapılabilecek bir sosyal medya ürünü olarak karşımızda....
(plus.google.com/115439728702359079834/posts
başvuru yapmıştım google'a ondan mı,
başkası beni çevresine eklediği için mi?
geçen hafta doldurduğumu sandığım davetiye sayesinde mi ?
Nasıl? Neden? çözemedim.. bazıları birgün önce içeriden özel postlar yaptıktan sonra arkadaşlarının davetiyesiz login olabildiğini söylüyor ... ki benimki de böyle oldu sanırım ... ancak bu uygulamalar an ve an değişmekte şuan bu yapılamıyor .. beni de heralde yazık bu çok uğraşmış sevabına kabul edelim şeklinde bir zihniyet benimsemiş olmalı Google..
Google Plus'ın deneme döneminde olduğu aşikar ve elbette Facebook'a rakip olmak hatta şirket değerini rakamsal anlamda geçmeyi hedeflemek için kurulduğunu da tahmin edebiliyorum ancak daha iyi geliştirilmiş bir başlangıç yapmasını dilerdim .. sonuçta bahsettiğimiz kuruluş varlığıyla bir neslin ve yeni nesillerin yaşam tarzını değiştirdiği "Google".
Ayrıca sandığım kadarıyla kuruluş amacı pazarlama ve satış potansiyelini arttırarak reklam ve satışlarıyla facebook ile kapışmak ve tabiki yeni bir oluşumla değişim ve alternatif pompalamak genç insanlara... Ancak tamamlanmadığı için henüz bir reklam girdisine de rastlamıyorum sayfamda. Sanırım bunu söylediğime yakında pişman ederler beni (her yer reklam olursa diye söylüorum.) ....
Bunların yanısıra tanımadığımız insanlarına daha kolay kulak kabartıp konuları daha çok tartışabilecek olduğumuz bir ortam havasında Gplus ..
Öyle ya da böyle yenilik güzeldir.
I love Google... :)
6 Ocak 2010 Çarşamba
bir mühendisin zihin karmaşası ...
5 Aralık 2009 Cumartesi
a moment in istanbul ...
6 Kasım 2009 Cuma
Güzel bir gün ...
Uyandım... Gün ışığının gözlerimi acıtacağından korkumdan kirpiklerimi araladım. Geriye doğru uzanırken kollarım; anlamsızca açılan ağzımla garip sesler çıkarmanın verdiği mutluluk sonucu derin bir nefes aldım. Doğrulup, salınıp duran boynumu pencereye diktim güneş yüzüme vurdu. Gülümsedim. Perdeyi araladım ... Dışarıda yapraklarından ayrılan hüzün dolu ağaçların ardından süzülen güneş, uzanan yol ve saçları uçuşan insanlar vardı. İşte dedim üşümem normal bu sene kış erken gelecek... Benim mevsimim sonbahar, bana yakında veda edecek.
İçeriden annemin sesiyle, kahve kokusunu kovaladım. Ayaklarımı kaldırmaya üşengeçliğim terliklerimi sürüklememe sebep olsa da bugün her şey güzel olacak diye cümleler geçirdim içimden inanarak... Günaydın!
Yeni aldığım şemsiyemi tüm güzelliğiyle, çiselemeye başlayan bulutlara kalkan yaptıktan sonra yarı ıslak sokaklarda yürüdüm. Rüzgâr eserken yağmur damlacıklarını tenime sürükledi. Gülümsedim. Kafamı kaldırıp daha çok ıslanmak istedim. Saçlarımı da yeni yapmıştım halbuki... Olsun gene yaparım dedim. Hem zaten kendim için yapmamış mıydım onuda … Esen rüzgara eşlik etti saçlarım. Veda eder gibiydi sonbahar bana. Dallarda olgunlaşan ayvalar, yere düşen narlar kanıtlarıydılar birer birer. Elveda güz derken, keşke elveda hüzün de diyebilsem dedim kendime, yine beni tüm kederiyle bırakıp terk ediyor sevgilim.
Sıcacık bir çay kapıp sığındığım çay bahçesinde, yeni yakılmış bir soba bulup ellerimin ayasını yaklaştırdıkça içime yayılan neşe çok anlamsız gelse de bir kez daha Gülümsedim.
Biraz sonra kapıdan gelen dostuma kocaman sarıldım. Anlaşılan anlatacakları vardı. Dinledim, bende anlattım tanıdık bir ses insana gerçekten iyi geliyordu. Bunu daha sık yapmalıyız dedim. Çantamdan fotoğraf makinemi çıkarıp sokaklardan kareler topladım. Artık elimde silahım vardı soğuk beni korkutamazdı, tüm cüretiyle sonbaharı fotoğraflara topladım. Yoldaki seyyar satıcılardan kendime bir şal beğendim boynuma doladım. Keşke dedim dostumda yanımda olsaydı şimdi ya da özlemlediğim kişi… Aceleyle çıkarken, sevdiğim şemsiyeyi unuttuğumu fark ettim. Tüh! Dedim. Aman şemsiyeye mi üzüldüm dedim kendime. Gülümsedim.
… … …