31 Ağustos 2009 Pazartesi

Korku

Korku, soyutlaştıkça çoğalır. İnsan neden korktuğunu bilmediği sürece bunun onu daha başka korkuları sürükleyeceğinden korkar. Korkusuzluğu kırılan insan hep karanlığa birer adım yaklaşır. O karanlık bazen başka bir güç yada ışık aydınlatmadıkça karamsarlığın bulutlarıyla kaplanır. Bulutlar güneşle arasına girdikçe hayatta adımlar zorlaşır. Ama korkmuyorum diye sarıldıkça hayata, hayat yeni korkular üretir. Ama sevgi tüm korkuları uzaklaştırmaya yeter tek başına. Yeterki hayattan seveceğimiz birileri yanımızda olsun yada hayat bize bir şeyleri sevdirsin.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Ben doğduğum günden beri aynı günü yaşıyorum bu ülkede !


Pek muhterem ve sayısı pek fazla olmayan takipçilerim; bir başka yazıyla karşınızdayım J

Bu aralar sürekli içimi yiyen bir şey var. Sürekli zihnimde buradan, bu ülkeden git diyen iç ses beni çelişkilere sürüklüyor. Bu güzellikleri eşsiz, kaynakları sonsuz ve her metrekaresi mücadele kokan topraklardan nasıl olurda uzaklaşmayı diliyorum diye kendimi engellemeye çalışsam da bazen tekrar başa sarıyor her şey içimde.

Kriz doğduğumuzda vardı büyürken vardı hadi okullar okuyup mezun olduk yine huzurlarımızda. İş için her kapıyı vuruşumuzda yüzümüze kapanıyor kapılar. Tam diyoruz ki tamam yolunda gidiyor her şey en azından ülkemiz, kendimiz yetiyoruz kendimize ama yok gene gün gelip devran mutlaka dönüyor başa sarıyoruz daktilo gibi…

Nereye gidiyoruz? Neler oluyor? Soruyoruz ama cevaplar koca bir sessizlik… Daha doğrusu içinde ses olmayan koca bir gürültü ve bunu sorgulamaya bile yetmiyor gücümüz. Bir yandan sömürgeleşirken bir yandan beyinlerimizi sömürüyoruz... Bir yandan yükselirken, bir yandan dibe çekiliyoruz… Ben sanki doğduğum günden beri aynı günü yaşıyorum bu ülkede. Artık ne bedenime ne zihnime sığmıyor tüm bunlar asla bu çelişkiden kurtulamayacağımı biliyorum ama aynı günü yaşamaya daha fazla tahammül edilemeyeceği de bir gerçek.

Hep derdim kendime Atatürk gibi idolü olan bir ülkede doğmak bir şans ve onun için hep daha iyi ve güçlü olmalıyız çünkü her şey hep zor oldu bugüne kadar ama ardından geçen 85 yıl sonra her şey ilk günkü gibi. Gene zor, gene zor… atılan adımların aşılan zorlukların hiçbir değeri yok.

Tüm bunlar beni başka sorunlara ve başka üzüntülere boğuyor. Kendimi geliştirememek, uzmanlaşamamak ve hayatı hep ertelemek … halbuki yarının ne garantisi var ? L Her gün bir ertesi günün güzel olacağıyla kendimi kandırmaktan artık yoruldum ve sıkıldım. Kanmıyorum artık kandıramıyorum kendimi evet bende o toplumca bunalıma giren kısmın bir parçasıyım artık. Elimden tutacak biri olsun istiyorum, evet başardın aferin diyecek biri olsun… ya da sana uygun olmasa da bak bu da bir başlangıçtır diyebilmek. Ömrümce herkesten önce başarmak, koşmak, çabalamaktan dolayı yerimde saymak beni çıldırtıyor ve hatta üzüyor. Sanki hızla giden arabam aniden bataklığa saplanmış gibi …

Her şey güzel olacak mı?

18 Ağustos 2009 Salı

Erdek'te gün batımı .. güneş bize veda ederken :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

ps.

http://citydailyphoto.com/portal/index.php
linkinden dünyanın pek çok yerinden, ülkelerinden fotograf ve bloglar bulabilirsiniz.. ben cok beğendim.

ARTEKA


ERDEK

Sizi bu haftaki yazımda

doğup büyüdüğüm yer olan Erdek’le

tanıştıracağım. Marmara’da yer alan, eski adı Arktonnesos olan, Kapıdağ yarımadasının en

güzide beldesidir Erdek. Balıkesir’e bağlı bir ilçe olmasına rağmen Bursa’ya daha yakın mesafede yer alan belde yazları yerli ve yabancı turistlerle, kışları 20 – 25 bin civarında olan nüfusunu iki-üç katına çıkarmaktadır.

Erdek; koyları, köyleri, medeniyeti ile hayran bırakır kendini misafirlerine. Aradığınız eğlenceyse gidilecek birçok farklı mekânı, huzur ise ziyaret edilecek pek çok farklı doğal güzelliği vardır. Göreni kendine hayran bırakan ve bağlayan bir huzuru vardır.

Eski adı “Arteka” olan Erdek hakkında kısa bir bilgi verelim. Arkeolojik olarak eski dönemlere ait

pek çok heykeliyle açık hava müzesi gezintinize eşlik eder. Kyzikos başta olmak üzere bilinen tarihi mimari zenginliklerini şöyle sıralayabiliriz; Hadrianus tapınağı, Kyzikos Amfitiyatrosu, Altıköşe kuleler, Bouleuterion, Bergama Kraliçesi Apoolonis’in adına oğulları tarafından yaptırılan tapınak, Kirazlı Yayla

Manastırı ( Kyzikos antik kenti kalıntıları Bandırma Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmektedir. Müzede, Kyzikos antik kendinden ve civardan elde edilen mezar stelleri sergilenmektedir) .

Başlıca geçim kaynakları zeytincilik, soğancılık, balıkçılık ve turizmdir. Üniversite olarak pek fazla eğitim olanağına sahip değildir ancak Balıkesir Turizm Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır.

Bana sorarsanız Erdek’i Erdek yapan en önemli şeylerden biri halkın kendi arasında “gazino” olarak da nitelendirdiği Çay Bahçeleridir. Zeytinli adanın karşısında denizin ve marinanın

kenarında çay içmek ayrı bir keyiftir. Bunların yani sıra her yerde rastlanamayacak bir içecek olan “koruk” ve “karadut” vardır menüsünde kendine has olarak. ( Koruk, Temmuz- Ağustos

aylarında üzümden yapılan bir içecektir. ) Bir diğer özelliği de upuzun doğal kumsalıdır. 1959 yılından bu yana Türkiye’de Turizm hareketlerinin öncülüğünü yapan Erdek, sahilleri ve kumsalı ile ülkemizin en güzel ve uzun plajlarından birine sahiptir. 12 km. uzunluğundaki sahil şeridinde birçok turistik otel, motel ve dinlenme tesisleri mevcuttur.

Kuzey ve batı çevresinde Marmara ilçesine bağlı Marmara Adaları bulunmaktadır. Ancak Paşalimanı Adası Erdek'e bağlıdır. Bölgede ılıman Akdeniz iklimi görülür. Avşa adası da eğlence hayatıyla oldukça tanınmaktadır.

Erdek Balıkesir’e bağlı olmasına rağmen hiçbir Erdekli “nerelisiniz?” sorusuna Balıkesirliyim diye yanıt vermez bunun sebebi de belki kendi karakteristik özelliklerinin hiçbirinin Balıkesir’de olmayışıdır. En yakın diğer bir ilçe de Bandırma’dır. Bandırma nüfusu il olma kapasitesine erişmiş olmasına rağmen il değildir. Endüstrisi oldukça gelişmiştir ve Türkiye’de önemli yer teşkil etmektedir. En stratejik maden olan Bor madeni de burada işlenmektedir.

Erdek’ten uzaklaşıp bakir doğanın kollarına atmak isterseniz kendinizi, Kapıdağ yarımadası boyunca birçok köy takip eder sizi. Narlı, Ocaklar, İlhanlar, Turan Köy ve Ormanlı diğer bir adıyla Şeytan Köy tüm huzuruyla karşılar sizi. Buradaki yerleşimlerin dışında yol boyu el değmemiş pek çok koy tüm bakirliğiyle serilir önünüze. Geçtiğiniz dağlar yemyeşil kestane ağaçlarıyla doludur, lavanta kokularıyla esen rüzgâr mis gibi temiz hava doldurur ciğerlerinizi. Gözlerinizi kapayıp rüzgârı yüzünüzde hissederseniz her şeyi bırakıp hep bu anı yaşamak istersiniz ama yaşam tüm süratiyle sizi kovalamaktadır ve bu farkındalık da maalesef içinizi burkar. Yollarda dağlardan gelen ve her mevsim buz gibi akan çeşmeler serinletir içinizi. Benim en sevdiğim köy Şeytan Köy’dür. Türkuaz mavisi denizi, sapsarı sahili, tarlaları yüzünüzde tebessüm etmenize yeter ama dahası vardır. Sahilin ardında yemyeşil bir orman ve kocaman bir de şelalesi vardır. İnsanları da kendi kadar güzel ve aydındır.

Bir rivayete göre; Erdek, suyundan içen herkesi kendine geri çağırırmış. Kim bilir belki siz de bir gün gelip içmelisiniz? J

Tarihteki önemi: Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlıların en son denize döküldüğü yer Erdek ve en son kurşun atılan yer de Bandırma’dır. Bayramı 18 Eylül’de kutlanmaktadır.